24 Temmuz 2011 Pazar

masallar part alice

önsöz
konuşan bir tavşan görüp takibe başlayan bulduğu ne varsa uğrunda içen o şapşal kıza sesleniyorum ne kazandın sonunda keskin bir baş ağrısından başka ha!! masallar alice için...


masallar part alice
ormanın derinliklerinde bembeyaz bir tavşanın peşinden koşan ve o tavşana takım elbise giydiren o cici kızı maceraperest olarak nitelendiren sizler. ben tişört ya da gömlek giymiş altına eski bir pantolon çekmiş bir öküze aşık olunca aptal oluyorum öyle mi? oysa ben o öküzü insan sanmıştım. ne suçum var aldanmaktan başka. oysa en büyük macerayı ben yaşamadım mı? en pahalı şişeleri ya üzerime sıktım ya da içime! macera mı istiyorsunuz alın macera size:
cafelerdeki masum bakışmalar, yollarda çarpışmalar yok artık olsada yalan zaten. aşk klavyeye düşen ekmek kırıntısı gibi çıkarmak için illaki ters çevirmek gerek bütün herşeyi, birazda sallamak. devamını getiremedim ben şimdi bu yazının bilmem belkide gelmemelidir. hep yarım kalmış bir hayat yaşayan bir kişi olarak belkide böyle olması gerekiyordu. bu yazınında kaderi böyleydi. ta ilkokulda başlamıştı yazgım belkide kimi sevsem hiç bana dönmedi yüzünü, başkalarıyla mutlu olmalarına tanıklık etmekten başka hiçbir şey gelmedi elimden. bana dönen yüzleri acıtmakta bana verilen bir görev gibiydi. o zamanlar bilmeden giydiğim kuşandığım bu silahlanmış sevme biçemi ile nasıl büyüyebilirdim?? alice gibi mi?? yani içi boş olan fincanları tutup sanki içinde çay varmış gibi davranmak mı?? hatta iki de şeker atıp karıştırmak mı hayat, aşk. kalsın demek bağırmak istiyorum. istemiyorum ben, çay da sevmiyorum. nasıl içilir ki o? insanların illa içmekteki inadı neden? çay içmiyorum dediğimde verdikleri tepki yargılayan merak içinde tamamlanan şu soru: kahvaltıda ne içiyorsun ya da kahvaltıda da mı? evet kahvaltıda da!!!

eteklerimin uçuş uçuş olmadığı aşklar yaşadım ben.evet kahvaltıda da!! gece yatmalarımda da! sabah uyanmalarımda da!! hep acıtması gerekti ağlamam gülmem koşmam koşmam ve yine koşmam gerekti. çilekli dondurma sevdiğini öğrenmem gerekti. kıskanç olduklarını öğrenmem gerekti. canlarından çok sevdiklerini birde canlarını çok sevdiklerini öğrenmem gerekti. iki can arasında yakantopu havada tutmaya çalışmaktı benim maceram. alice ise hiçbirini öğrenmeden masanın üstünde iç beni yazan şişeyi içecekti. küçülecek küçülecek küçülecekti büyümeye karar verdiğinde ise herşeyi yıkıp geçecekti. bense büyüktüm kendimce hep küçülemediğimden başıma düştü bütün yıkıntılar. bilemiyordum nasıl oluyordu küçülmek.
aslında kural basit ilk hamburger yemeye gidersin ilkokulda da lisede de üniversitede. sonrası zor işte bir süre sonra aslında hamburger sevmediğinin farkına varıyorsun. birde yanağına bulaşan ketçapı fark edememesine şaşırmak büyütüyor bir kez daha insanı. alice bir ısırıkla dünya değiştirmişti oysa.
içmek fiilini çekeceğiz şimdi alice ile, alice içer kendinden geçer bir ağaç dibinde uyanır düş müydü der?
ben içerim seninle içerim kendimde kalırım bir klozet kapağına dayanmış uyanırım kusarım sana kusarım ona kusarım rezilliğin bini bir para!!

alice gibi olamayacaksam neden kandırdılar beni bu saçma masallarla. ben aslında bir gülüşünün içinde küçülür küçülür boğulurum yeter bana. fazlasını hiç istemem. konar omzuna kelebek gibi ömrümün son günü beklerim baharı. bu masallar benim kafamı karıştırıyor çok. birde sen uzaksın ya ondan oluyor sanırım. bıraktım ben o beyaz tavşanı çoktan kraliçesine hizmet için koşup durmakta.bilsemde olmayacak bu masal ben seninle bir fincan çay içmek çayı sevmek seni sevmek isterim.